Fatma Sultan Camii

Üç asırlık mirasın üçüncü ihyası

Bir Camiin Üç Hayatı

Fatma Sultan Camii, 1727'de III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan tarafından inşa edildi; 1827'de II. Mahmud tarafından ihya edildi; 1859'da Şeyh Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin tekkesi haline gelerek "Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi" adıyla tanındı. 1956–57'deki imar yıkımlarında tamamen ortadan kalktı. MEC Vakfı, İstanbul Valiliğinin destekleriyle bu eseri orijinal konumunda yeniden ihya ederek tarihin zincirini kırmadan sürdürdü.

Fatma Sultan Camii

Tarihin Çizgisinde Fatma Sultan Camii

1727
İnşaat — Fatma Sultan

III. Ahmed'in kızı ve Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın (ö. 1730) hanımı Fatma Sultan (1704–1733), harap durumdaki Terzibaşı Pîrî Ağa Mescidi'nin yerine camiyi yaptırdı. İbrahim Paşa'nın yakınında yeni bir saray inşa ettirmesi sırasında Fatma Sultan, mescit arsasına saray arazisinden de yer ekletip daha kapsamlı bir yapı kurdu. Açılış, bizzat Sultan III. Ahmed ve İbrahim Paşa'nın katılımıyla 24 Ekim 1727 Cuma günü gerçekleşti. Şair Nedim, 14 beyitlik kasidesiyle camiyi övdü; son beytini cami kapısı üzerindeki kitabeye işletti.

1755
Bâb-ı Âli Yangını

Ekim 1755'te çıkan Bâb-ı Âli Yangını'nda Bâbıâli ve çevresi harap oldu; caminin de büyük hasar gördüğü tahmin edilmektedir.

1761
Yıldırım İsabeti

Muharrem 1175 (1761) yılında yıldırım düşmesi sonucunda minarenin bir bölümü parçalandı; akabinde onarım görüldü.

1826
Hocapaşa Yangını

2 Ağustos 1826'da patlak veren Hocapaşa Yangını'nda cami büyük ölçüde harap oldu ve bir yıl sonra II. Mahmud tarafından yeniden inşa ettirildi.

1827–1828
Birinci İhya — Sultan II. Mahmud

1826 yangınında büyük ölçüde harap olan cami, II. Mahmud tarafından 1243 (1827–28) yılında yeniden inşa ettirildi. Hünkâr mahfili ve kesme taş minare bu dönemde eklendi. Minarenin armudî profilli pabuç kısmı, aynı padişahın bir yıl önce Tophane'de inşa ettirdiği Nusretiye Camii minareleriyle benzerlik göstermektedir; bu durum, yapının mimarının Nusretiye'nin mimarı Krikor Amira Balyan (1764–1831) ya da yakın çevresinden biri olduğuna işaret etmektedir.

Cümle kapısı üzerindeki mermer kitabe, devrin önde gelen şairi Keçecizade İzzet Molla'ya (1785–1829) aittir:

Fâtıma Sultan'ın ihyâ etdi rûhun pâdişâh
Buldu eski revnâkın bu ma'bed-i zîbâ yine
Harf-i cevherdâr ile İzzet dedim târihini
Etdi Sultan Camiin Mahmud Hân ihyâ yine (1243 / 1827–28)
1859
İkinci İhya — Gümüşhânevî Dönemi

19. yüzyıl ortasında öğle ve ikindi dışında büyük ölçüde ibadete kapalı, yarı metruk hâldeki cami, irşad faaliyetlerini Mahmud Paşa Medresesi'ndeki hücresinde yürüten Şeyh Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin dikkatini çekti. Halifeleri arasında yer alan Kastamonulu Şeyh Hasan Hilmi Efendi gönüllü olarak caminin müezzinliğine talip oldu; onun gayretleriyle cami beş vakit namaza açık hâle getirildi. 1859'da (1276) Gümüşhânevî tarafından meşihat konulmasıyla yapı cami-tevhidhane kimliğine büründü; Nakşibendî-Hâlidiyye'nin Ziyâiyye şubesinin merkezi (asitânesi) oldu.

1875
Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi

Cami-tevhidhanenin batısına harem ve selâmlık bölümleri eklenerek tekke tam mimari programına kavuştu. Kalem işi bezemelerin de bu dönemde yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Gümüşhânevî ömrünün geri kalanını burada geçirdi; dergâh bu tarihten itibaren "Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi" adıyla tanındı. İcazet verdiği 116 halifeyle tarikat Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına, Çin'e ve Komor adalarına kadar yayıldı.

1925
Kadro Harici Camii

Fatma Sultan Camii, kadro harici camiler arasına alındı. Harem ve selâmlık bölümleri bir süre İstanbul Valiliği'nin yatakhanesi, cami-tevhidhanenin bir kısmı ise elbise deposu olarak kullanıldı.

1950'ler
Türkiye Anıtlar Derneği Listesi

Türkiye Anıtlar Derneği tarafından ihya edilecek camiler listesine alındı; ancak bu girişim, ardından gelen imar dalgasının önünde sonuçsuz kaldı.

1956–1957
Yıkım

"İmar" adı altında İstanbul'u kasıp kavuran eski eser kıyımı sırasında, Bâbıâli Caddesi'nin genişletilmesi gerekçesiyle Fatma Sultan Camii ve dergâh yapıları tamamen yıkıldı. Geriye maddî iz olarak yalnızca adını yaşatan Gümüşhâneli Sokağı kaldı.

1974
Arsanın Satışı

Tekkenin arsası Defterdarlık tarafından Vakıflar'dan satın alınarak otopark ve yeşil alan olarak düzenlendi.

Günümüz
Üçüncü İhya — MEC Vakfı

Mahmud Es'ad Coşan Vakfı, caminin orijinal arsasında yeniden inşa çalışmalarını tamamladı. Cami henüz faaliyete açılmamış olmakla birlikte tarihi yerinde yeniden ayağa kalkmış durumda.

Fatma Sultan ve Camiin Doğuşu

Fatma Sultan, III. Ahmed'in kızı ve dönemin güçlü sadrazamı Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın hanımıdır. İbrahim Paşa yakın çevrede bir saray inşa ettirirken, hayırseverliğiyle tanınan Fatma Sultan harap durumdaki Pîrî Ağa Mescidi'ni yıktırarak saray arazisinden de alan ekleyip kendi adıyla anılacak büyük bir cami yaptırmıştır.

Cami, avlu, şadırvan, minare ve ahşap çatısıyla, dönemin sanat ve mimari anlayışına uygun zengin bir süslemeye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Caminin açılışı, Sultan III. Ahmed ve İbrahim Paşa'nın huzurunda 24 Ekim 1727 Cuma günü gerçekleşti. İlk vaazı Şeyh Yahya Efendi verdi. Dönemin meşhur şairi Nedim, 14 beyitlik bir kasideyle camiyi yüceltti; son beytini kapı kitabesine nakşettirdi:

Ne a'lâ câmi' ihyâ itdi el-Hakk Fatma Sultân

Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi

Gümüşhâneli Dergâhı ve yanındaki minare
Gümüşhâneli Dergâhı ve yanındaki minare.

Nakşibendî-Hâlidiyye meşâyihinden Şeyh Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (1813–1893), "Şeyhü'l-muhaddisîn" lakabıyla tanınan büyük bir âlim ve tasavvuf önderiydi. İrşad faaliyetlerini sürdürdüğü Mahmud Paşa Medresesi'nden halifesi Hasan Hilmi Efendi aracılığıyla ulaştığı Fatma Sultan Camii'ni 1859'da tekkeye dönüştürdü.

Yapı bu tarihten itibaren aynı anda cami ve tevhidhane işlevi gören bir cami-tevhidhane hüviyetine büründü. 1875'te batısına eklenen harem ve selâmlık kanatlarıyla tekke tam mimari programına kavuştu; "Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi" adıyla tanınarak Nakşibendî-Hâlidiyye'nin Ziyâiyye şubesinin asitânesi oldu.

Tekke kaynakların "Ahmed Ziyaeddin Efendi Tekkesi", "Fatma Sultan Dergâhı" ve "Hâlidî Dergâhı" olarak da andığı bu yapı, Cumhuriyet dönemine dek İstanbul'un en güçlü Nakşibendî merkezi olmaya devam etti.

Gümüşhânevî'nin ardından sırasıyla Kastamonulu Şeyh Hasan Hilmi Efendi (1824–1911), Safranbolulu Şeyh İsmail Necati Efendi (1840 civ.–1919), Dağıstanlı Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi (1850–1920) ve Tekirdağlı Şeyh Mustafa Feyzi Efendi (1851–1926) irşad postuna oturdu.

Yıkımdan Önce: Görüntüler ve Belgeler

Aşağıdaki fotoğraflar Fatma Sultan Camii ile Gümüşhâneli Dergâhı'nın 1956–57 yıkımlarından önce ve yıkım dönemine ait tarihi belgeleri yansıtmaktadır.

Yeniden İhya

Mahmud Es'ad Coşan Vakfı, Gümüşhânevî geleneğiyle derin bir manevi bağ taşıyan bu tarihi eseri orijinal arsasında yeniden inşa etti. İnşaat çalışmaları tamamlanmış olup cami faaliyete açılmayı beklemektedir.

Bu Sayfada Yararlanılan Kaynaklar

Sayfadaki tarihî, mimari ve biyografik bilgiler aşağıdaki akademik çalışmalardan derlenmiştir.

Semavi Eyice

"Fatma Sultan Camii"

TDV İslâm Ansiklopedisi — TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, cilt 12, İstanbul 1995

Prof. Dr. Mim. M. Baha Tanman

"Tanzimat Döneminde Babıâlî'de Bir Nakşibendî-Hâlidî Merkezi: Gümüşhânevî Tekkesi"

Doğumunun 200. Yılı Hatırasına Uluslararası Gümüşhânevî Sempozyumu Bildirileri — 1–2 Haziran 2013, Bağcılar / İstanbul

Prof. Dr. Mim. M. Baha Tanman

"Gümüşhânevî Tekkesi'nin Tarihî ve Mimârî Özellikleri"

İlim ve Sanat — Sayı 48, Mayıs–Temmuz 1998

Makalelerde atıfta bulunulan diğer kaynaklar: Semavi Eyice, "İstanbul'un Kaybolan Eski Eserlerinden: Fatma Sultan Camii ve Gümüşhaneli Dergâhı", İÜ İktisat Fakültesi Mecmuası, XLIII, 1987; Semavi Eyice, "Fatma Sultan Camii", DİA, c. 12, İstanbul 1995.