Her sabah muhteşem bir sahneye uyanırız.

Koyu karanlık hüküm sürerken, ince bir parıltı belirir ufukta. Bir müjdeci gibi doğuşun başladığını fısıldar. Sonra usulca renk açılır, görüntü berraklaşır. Gece yerini gündüze bırakırken, kâinat sessiz ama ihtişamlı bir şekilde Rabbinin emrine boyun eğmektedir.

İnsan gecenin örtüsüne bürününce uykuyla sükûn bulur. Uyku küçük bir ölüm gibidir sanki. Uyanmak ise yeniden doğmak gibi. Ve her sabah, Rabbimiz bize yeni bir nefes, yeni bir gün ve yeni fırsatlar bağışlar.

Fakat insan bu döngüye alışınca ne kâinatın muhteşem gösterisinin ardındaki anlamı farkeder ne kendisindeki dirilişi. Oysa bu doğuş; nefsimizin geçici arzularının ve bitmek bilmeyen hırslarının karanlığından sıyrılıp hakikatin aydınlığına yönelmek için verilmiş yepyeni bir imkândır.

Yeniden doğuş görünenden görünmeyene uzanan bir iç yolculukla başlar.

Gün doğarken, geceye ve gündüze, aya ve güneşe, karanlığa ve aydınlığa şahit oluruz. Bütün bunları yoktan var eden ve düzenleyen Rabbimizin kudretine ve büyüklüğüne şahit oluruz; Hz. İbrahim Aleyhisselâm'ın tefekkürünü hatırlatırcasına, yaratılmıştan Yaratan'a yöneliriz.

Sonra kâinatın içindeki küçücük varlığımıza, kendimize şahit oluruz. Geceden daha karanlık gafletin benliğimizde hüküm sürmesine, devasa hırsların içimizin kuytularında gezinmesine şahit oluruz. Kâinat Yaratıcısına boyun eğerken, insanın şeytanın adımlarına uyarak dünyaya dalışını seyrederiz. Bu manzara ruhumuzu sıkar, feraha çıkmak için bir yol ararız.

Sabahı aydınlatan Rabbimize sığınırız; feraha kavuşmak için kalbimize nur isteriz. Tövbeyle arınmak; Rabbimizi çokça anmak, bir tek O'na kul olmak isteriz. Rabbimizden indirilen Nur'a açılır kalbimiz. Bu, insanın fıtratına dönüşü, Kur'ân'la yeniden doğuşudur.

Sabah namazının secdesiyle başlayan yolculuk, doğuş vaktine kadar zikir ve şükürle, hamd ve tesbihle, tefekkür ve dua ile adım adım yürünür.

O vakit, güneşin ışığı yüzümüze değdiğinde, yeni doğan günün, nereden geldiğimizin ve nereye gittiğimizin farkındayızdır. Arınmış bir benlikle, dingin bir kalple başladığımız günde rehberimiz, nefsimiz değil, hakikatin nuru olur.

Bu yolda rehberimiz; Rabbimizin bize lütfettiği İslâm, karanlıklardan aydınlığa çıkaran Kur'ân ve en güzel örnek olan Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.

Ve ne mutlu ki bizi bu nura davet eden kıymetli bir rehberimiz var yâdımızda. Gönül dostumuz, mürebbimiz Mahmud Es'ad Coşan Hocamız; bu çağrıyı çok güçlü ve nezih bir şekilde dile getirerek ve bizzat yaşayarak, kendi döneminin insanına olduğu kadar, bugün de bu mirası taşıyan gönüllere öncü ve örnek olmuştur.

O teknolojiyi, eğitimi, iletişimi ve çağın bütün imkânlarını insanı hakikate ulaştıracak vasıtalar olarak değerlendirmiştir. Biz Hocamızdan insanın her zaman ve her alanda "Allah'ın rızasını kazanmak" gayesi ve ihsan hassasiyetiyle yaşaması, çalışması gerektiğini öğrendik.

Bu anlayış, Harput'un medreselerinden ve tekkelerinden bugünün Elazığ'ına uzanan ilim, irfan ve ihsan mirasıyla da aynı mana ikliminde buluşur. Bu mirasa sahip çıkabildiğimiz ölçüde, gecelerimiz gerçek bir sabaha çıkacak; sabahlarımız yeniden doğuş olacaktır.

Doğuş Elazığ İşrak Buluşması… Yeni bir sabah, kadim bir belde ve anlamlı bir yâd… Zamanın, mekânın ve anlamın buluştuğu bu yolculuk, gönüllerimiz için kutlu bir doğuşa vesile olsun. Dileriz ki her sabah, her vakit ve her mekân; Kur'ân'ın nuruyla yeniden doğuşumuza şahit olsun.